Bi’ Büyük Aşk Hikayesi - Nazım ve Piraye
23.11.2016

Sevmek, öğrenilen; öğrenildiği ölçüde büyüyen bir kavramdır. Kitaplarda filmlerde, şiirlerde görerek, duyarak, hissederek büyüttük sevgiyi içimizde. Ama bazılarının sevgisi benliğinden aştı; şiirlere, kitaplara taştı.

Dile döksek de anlamı eksik kalan kelimeler vardır, aşk gibi mesela. Hissiyatı; koparamadığımız güçlü bir çalı gibiyken, sadece üç harfle anlatmak sizce de haksızlık değil mi? Neyse ki hakkını doya doya veren, bi’büyük dizelerle hemhal olduğumuz güzel insanlar geçti şu hayattan.

İsimleriyle yaşatmaya devam ettiğimiz yazarları duygularıyla, dizeleriyle, sevgileriyle de anlamak gerek. Her gün her saat düşündüğü Piraye’ye olan aşkından uykuları kaçan Nazım’ın dediği gibi ‘’ Niçin uyutmadı? Neden uyutmadı? Bu niçin’e, neden’e cevap vermek için baştan başa bir şiir kitabı yazmak lazım.’’ der şair. Zaten aşıksanız bu duyguyu hangi kitap baştan sona anlatabilir ki?

Piraye’nin koca bir yürekte aşkla bağlı kalması 1930 yılında başlar. 1950’ye kadar geçen zamanda; sayısız mektuplar, şiirler yazılır bu aşk için. Nazım Hikmet, 13 yıl dokunmadan, hissetmeden, koklamadan aşkın nasıl yaşanacağını gösterdi bize. Piraye ise saygıyla, sadakatle dört duvar ardına götürdüğü umutla sessizce sürdürdü sevdasını.

Nazım bir mektubunda;

‘’ Bana aşk mektubu gönder, diyorsun.  Şimdiye kadar gönderdiklerimin çoğu neydi zaten? Sen benim gözlerimin içine bakarak bir kere olsun seni seviyorum dememişsindir. Ben, her yerde, her zaman, yaldızlı bir denizin üstünde, çam ağaçlı bir balkonda olsun, karanlık, yalnız senin gözlerinin ışıltısını gördüğüm ılık bir odada, bir hapishanenin görüşme yerinde olsun, mektupla olsun, mektupsuz olsun, nesirle olsun, şiirle olsun, içimden her gelişte sana, seni seviyorum, demişimdir.’’

Kendinizi düşünün, aşık olduğunuzda bir şeyleri büyük bir heyecanla, zevkle yapmak istemez misiniz? Nazım Hikmet, o zamanlar dört duvar ardında olmasaydı belki ilkbaharı baştan yaşatacaktı dokunabildiği her yerde.

Bazen elimize bir türlü alamadığımız ipler, bizi hiç olmadığımız diyarların kahramanı yapar. Hissederiz yavanlığını ama çektikçe çeker içine. Nazım da dur diyemez kalbine, dayısının kızı Münevver’e tutulur. Saklamaz da Piraye’den. Bir bir anlatır mektupta;

“Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana ‘gel’ diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam, ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!”

Gururun, aşkta yeri olmadığını bilen Piraye, üzüntüsünü sineye çeker ve açlık grevi yaparken rahatsızlanan Nazım’ı son kez görmek için hastaneye, yanına gider. Coşkun bir şelalenin aşındırdığı kaya misali izler kalır büyük aşktan geriye; sessizliğin karanlığında, tenlerin saflığında, şiirlerin vurgusunda saklı bi’ büyük aşk…